25 Mart 2020 Çarşamba

DİVAN - Irvin D. Yalom


DİVAN
Irvin D. Yalom
Kitabı yorumlara bakarak almış ve ön yargılı olmamaya çalışmıştım - ‘harika’ diyenlerle birlikte ‘ağır bir roman zaman kaydı’ yazanlarda olmuştu- fakat kitabı aldıktan sonra ruh halimden dolayı sanırım 6 ay rafta beklemişti…
Kitabın önsözü beni sıkmıştı. Yarım bırakılan kitaplar hafıza kaybına neden oluyor diye okumayı bırakmamıştım. Sinemaya gitmek isteyip gitmediğimizde yaşadığımız mutsuzluk, sinemaya gidip  filmi beğenmediğimizde yaşadığımız mutsuzluktan daha fazlaymış diyerek kitabı bitirdim.
 Kitap terapist - danışan ilişkisinde cinsel suiistimalin sorgulanmasıyla başlıyor. Danışanına cinsel suiistimal ile suçlanan psikoterapist Seymour Trotter'ın –ki kendisi fiziksel engelli olduğundan dolayı bunu nasıl yapmış olabilir sorusunu sorup duruyorsun- disiplin soruşturmasını genç psikoterapist Ernest Lash yapıyor. Bir disiplin soruşturması ile başlayan kitap, sonrasında farklı karakterlerin girmesiyle bir iç yolculuğa dönüşüyor.

Tüm karakterlerin özelliklerinde; sevgi, teori, hırs, sabır, etik, benlik, kibir, öfke, hınç, açgözlülük gibi kavramlar zihninizde bambaşka bir hal alıyor. Kitaptaki karakterler bir şekilde birbirine bağlanıyordu. Bu benim en sevdiğim kurgu şeklidir. Bu bağlantılar kitabın temposunu yüksek tutuyordu.

"Etik" kavramı üzerine yapılan tartışmalar, eski uygulanan psikoterapi yöntemlerinin sorgulanması, Freud’dan alıntılar, kendi iç dünyadaki mücadeleler kitabı sürükleyici hale getirmek için güzel yöntemlerdi.
 Kitap konusu ve olaylar açısından akıcıydı bence sorun çeviriden kaynaklıydı. Konuşur gibi yazılan kitaplar ya da yazılar o kitabı basitleştiriyor.  Başta sıkıcı başlayan olaylar ve kişiler tanındıkça yerine oturan okurken Ernest’in ofisindeki döşemeyi masanın rengini ya da Carol’un tül çorabını görmüş hissetmişçesine net bir anlatım vardı.
Kitap’ta geçen ve hayatta kulağımıza küpe olması gerek çok güzel bi diyalog var… “Gördün mü, Carol ? Satranç da hayat gibi: Oyun bitince bütün taşlar, piyonlar da, şahla vezir de aynı kutuya koyuluyor.”. Şu an ki durumumuzu ele alacak olursak küçücük bir virüs zengin, fakir, zeki, cahil, kadın ya da erkek bakmaksızın kimi isterse ona bulaşıyor!
Justin Astrid uzun yıllardır Ernest’e terapiye gelen bir hastadır. Justin’in anlatımıyla karısı Justin üstünde tam bir otoriteye sahiptir ve Justin bundan kurtulmak istese de Ernest’in tüm tedavisine rağmen bunu başaramaz. Bir gün umulmadık bir şekilde başka bir kadın sayesinde Justin eşi Carol’ı boşamaya karar verir. Ve Ernest ciddi bir şok yaşar bu konuda kendinin yapamadığını bir kadının yapmış olması onu şaşırtır. Carol bu boşanmadan tek suçlu olarak Ernest’i görür ve Ernest’i yoldan çıkararak onu rezil etme düşüncesiyle kendini hasta gibi göstererek Ernest’ten terapi almaya başlar.Justin’in terapisi sırasında aslında ideal bir evlilik nasıl olmalı sorusunun cevabını irdeliyor Yalom.

Amerika’da yasalara göre her terapistin de kendi terapisti olmak zorundadır. Ernest’in terapisti Dr. Marshal Streider’dir. Ernest’in her davranışının altında bir sorun arayan, dakikalara fazlaca uyan, etik konusunda sesi en çok çıkan terapisttir. Ernest’in danışmanlık aldığı seanslarda iki tarafında uzman kişiler olmasından kaynaklı daha bilimsel diyaloglar mevcuttu. Marshal’ın hırs, lüks, para ve gösteriş tutkusu yüzünden karısıyla arasının açılmış olmasını görmezden gelmesi çok güzel aktarılmıştı. Karısının kendisini ‘ikebana*’ ile mutlu edişi bir kadının evliliğinde bulamadığı mutluluğu başka yollarda aramasına güzel bir örnek olmuştu.
İkebana: İkebana, kadō olarak da bilinen "çiçeklerin hâli" Japon çiçek düzenleme sanatına verilen addır. Vazo, tepsi, çanak vb. içinde çiçekler düzenlenebilir. – ‘Aranjman’ olduğunu düşündüğüm bu sanatın gerçek adını da bu kitaptan öğrenmiş oldum.
“Doğum günleri, hayatımızın geçip gitmekte olduğunu hatırlatan hazin işaretlerdir ve doğum günlerini kutlamaktan amaç da bu hüznü inkâr etmektir.
Kitapta özellikle cinsellik ön plandaydı. Hasta-terapist arasındaki cinsellik, hastanın özel hayatındaki cinsellik, terapistin hayatındaki cinsellik ayrı ayrı işleniyor. Kitabı sıkıcı hale getiren olayları çok uzatarak ve kendi yorumunu katarak anlatmasıydı. Kitabı kapattıktan sonra “İkebana” haricinde yeni bir şey öğrenmedim belki de kitabı bu yüzden sevmedim…

                                                                                                                      Şefika KANKAYA



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

EN İYİ FİLM LİSTEM

Bu listeyi yapmayı aslında istiyordum final ödevim için "En çok sevdiğim film" ve "En çok sevdiğim müzik" seçimini yapar...